O güzel arabana binip kaçıp gidebilirdik mesela. Bu pek de sevmediğimiz “her şey”i bırakıp başka bir hayata gidebilirdik. Birkaç benzinlik, yorulan lastikler ve gri beton. Ben bütün yol, hiç uyumadan durabilirdim senin için. Ama bunun yerine, selam bile vermeden bitirdik oyunumuzu. Her şey yerine, birbirimize döndük sırtlarımızı. Sevmediğimizi iddia ettiğimiz ne varsa onların içinde boğulmaya devam etmeyi seçtik. Neyi neden yaptığımızı bilmediğimizi inkar etmemiştik en azından. Sen bende hep olduğun halde, benim sende hiç olmadığım gerçeği gibi.

Played 0 times
[Flash 9 is required to listen to audio.]

29.04.12

Hayatım duruyor. Tam karşımda. Ben ona bakıyorum, o bana. Hiç konuşmadan bakışıyoruz. O, arada kıpırdanıyor, dürtüyor beni, bazen bir tekme savuruyor dizimin o hassas yerine, bazen saçımı başımı çekiyor. Ama nafile; duruyorum. Fark etmediğimden mi? Elbette hayır, farkettiğim gibi bazen deli gibi de canım yanıyor.

Arada dönüyorum etrafıma bakıyorum, arkadaşım, dostum diye anmış olduğum insanlar, annem, babam, bir zamanlar aşık olduğum adam, geçmişteki benliğim, tanıdığım, tanımadığım onlarca insan. Öylece duruyorum. Ayağa kalkıp 2 adım atamıyorum, adeta ayaklarım tutmuyor. Sadece nefes alıyorum, yer yer onda da zorlanıyorum. Gülemiyorum, ağlayamıyorum, sevemiyorum, isteyemiyorum, göremiyorum. Korkuyorum; bu bir sonuç mu sebep mi bilemiyorum, ayırt edemiyorum. Yeni kararlar, başlangıçlar, bitişler, birleşen ve ayrılan hayatlar, atılan adımlar, değişen şehirler, güzelleşenler, çirkinleşenler bir ton olay, insan gözümün önünden hızla akıyor. Akıp gidiyorlar, nereye gidiyorlar orasını bilmiyorum. Bildiğim tek şey; ben duruyorum.

Eğitimli, Cumhuriyet Gazetesi okuyan, her fırsatta iktidara laf eden babam, önünde şarabımı içtiğim babam bile Afyon’daki alkol düzenlemesine “ben de zaten alkole karşıyım biraz. yani kazaların %92si alkolden oluyormuş, içmeyi bilmeyen bir toplumuz içen çevresine zarar veriyor o açıdan bu olayı mantıklı buluyorum.” diyorsa, bu adamların daha cahil kesimden topladıkları oylara, geldikleri noktaya, egolarına hiç şaşırmamalı. Göz boyamada, doğru bir iş yapıyormuş gibi görünüp “aman boşverin haticeyi neticeye bakın siz” mantığıyla bambaşka amaçlarla yapıp bambaşka kılıflara uydurdukları şeylerde oldukça başarılılar. Ama yemezler. Çok şükür hala biz yemeyenler de varız. Saygılar.

Günün bu saatlerini, bu elin ayağın çekildiği, gecenin başladığı saatleri öyle çok seviyorum, öyle bir başka seviyorum ki. Yerim yerim, evladım gibi.

Played 0 times
[Flash 9 is required to listen to audio.]

17.04.12

İnsan beyninden hiçbir şey tam olarak silinmiyor. Ama zamanla silikleşiyor. İlk başlarda çılgınlarca gözünüze batan, zamanla gittikçe solan ve boşverdiğiniz yaralarınız gibi. Ama o kendini kendinden silmek var ya, o başka bir şey. Arkamdan konuşan, yüzüme gülüp aslında beni sevmeyen insanlar silikleştiler mesela. En yakın arkadaşımın beni yaralayan hataları da soldu. Kafaya deli gibi taktığım cümleler de zamana yenik düştü. Aileme duyduğum öfke de giderek sönüyor. Başarısızlıklarım da her geçen gün ruhumda kayboluyorlar. Eskiden kızdığım, üzüldüğüm ucuzluklar da renksizleşiyor. Sonra aşk, aşık olduğum adam, bir daha bir daha kanatıp, her seferinde tekrar kabuğunu kopardığı yaram. O bile iyileşiyor. Ben o bencil, tuhaf adamı bile affediyorum kafamda. Ama tek bir şey, tek bir şey gitmiyor. İnsanın kendine yaptıkları. Kendi kendine açtığı yaralar, bir türlü silinmiyorlar, gözünüz bir türlü alışmıyor onlara. Her aynaya baktığınızda bir kez daha biz buradayız diyorlar. Onlara olan öfke bir türlü dinmiyor arkadaş. Kendi ellerinle içine sıçtığın her bir gün, her yeni gün de gelip hesap soruyor. O yüzden bir türlü temizleyemiyorsun ruhunu. Bir türlü silemiyorsun kendini kendinden. Pişmanlık, suçluluk, öfke ve üzüntü öyle bir güzel karışıp, öyle temiz sıçıyor ki ağzına sanki bir daha hiç kendine gelemeyecekmişin gibi.

-Bir daha sevebilirim.

-Ben de.

-Peki istiyor musun?

-Evet, ama bu sefer sevmeye değecek biri olacaksa.

Denize karşı her şey daha başka sanki. Deniz. Fazla açıldığımda altımı görememenin verdiği tedirginliğe, burnumu gözlerimi yakmasına, girerken çoğunlukla üşümeme rağmen çaktırmadan asla vazgeçemediğim bir sonsuzluk. Yüzünü denize dönüp düşündüklerin, söylediklerin, korkuların, hüzünlerin, acıların, mutlu haberlerin, neşen, yalnızlığın, kalabalığın, umudun, umutsuzluğun, öfken, huzurun hepsi bir başka. Hepsi daha gerçek ve bir o kadar daha özgür. Düşünsene avazın çıktığı kadar bağırsan da dalgalanmıyor sana, onun karşısında ne egon işler ne de güvensizliğin. Ucu bucağı yoktur, yani sınırları yoktur. Özgürdür, seni de özgürleştirir sanki. 

Kar yağsa ya yine.

Dünya üzerinde kullanılabilecek en etkili silahlardan biri, alışkanlık denen şey bence.